« Önceki |
Güven Eken, baraj suları altında kalan bir nehir vadisinin öyküsünü anlatıyor.
Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz
Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini
mukaddes papaza
kumarhane ve umumhanelerden
bazen bakkaldan ve pehlivanlardan
bazan çakkallardan
vergi yoluyla alınan para
dingil papalar
ensest piskoposlar
gerizekalı prensler
ve hödük devlet adamları
daha fazla et yiyip
daha fazla yiyişebilsinler diye
on altıncı yüzyılda ve sair yüzyıllarda
hep kanunlar çıkartılarak
paralar bankalar aracılığıyla
bankadaki kankaları tarafından
efendime söyleyeyim
dalgalı çapraz kurlar kundaklanarak
falan filan feşmekanlaştırılıp
cuppadanak midelere apartılanarak
yetimin hakkı
benim hakkım
senin hakkın
onun hakkı
dur hakkı
yapma hakkı
dır hakka tapan
milletimin istiklal
diye de numaralar çektirilip
sektirilip siktirilip
ağzımı bozduğum için de please
kimse kusuruma da bakmasın
kim onlardan birini
şayet ki yakalarsa
sakın ola gözlerinin
bir tek yaşına bakmasın!
ester söyle çerkese
mektup sahte yakmasın
selam söyle herkese
hiç kimseyi takmasın